Kuranda ağaç ile ilgili ayetler

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."

(BAKARA SURESİ / 35)

Modern çağın fetvacıları

Şimdi artık fetva verilirken delilin kuvvetine bakılmıyor. Kimse söylediklerinin Kur'an'a, Sünnet'e, İcma'a ve Kıyas'a, dolayısıyla Allah Tealâ'nın rızasına uygun olup olmadığını dikkate almıyor, araştırmıyor. Dikkate alınan tek bir husus var: Çağdaş değer yargılarıyla çelişmemek...

Fetva vermek, fetva soran kişiye, sorduğu meselenin dinî hükmünü bildirmek demektir. Hüküm doğrudan doğruya dine mal edildiği için fetva verme işi son derece hassas ve risklidir.

Bu itibarla fetva ile hükme bağlanan, daha doğrusu hükmü karşı tarafa bildirilen mesele sağlam delillere dayalı olmalıdır. Zira fetva veren kişi, “Bu konuda Allah Tealâ'nın razı olduğu hüküm budur.” demiş olmaktadır.

Fetva verme işinin hassasiyeti, sadece ilgili kaynakların ittifakla naklettiği bu keyfiyetten kaynaklanmamaktadır. Yüce Rabbimiz'in şu ayetlerde beyan buyurduğu hükümleri “fetva vermek” olarak Yüce Zatı'na izafe ve isnad etmiş olması, fetva işinin ehemmiyetini ortaya koyan bir diğer önemli noktadır.

Ayetlerin İniş Sebebi ve Geçerliliği

En son bid'at mezheplerden birisi olan “ modernizm”in temsilcilerinin, Kur'an'ın “tarihsel” bir kitap olduğunu, yani ihtiva ettiği hükümlerin 7. yüzyıla ait olduğunu, bugün için geçerliliğinin bulunmadığını söylemesi, en başta sakat bir “Allah inancı” taşıdıklarını gösterir.

Günümüzde birçok itikadî bid'at fırkası mevcut. Bu fırkalardan kimisi geçmişten beri varlığını sürdürüyor (Şia gibi); bir kısmı ise evvel yok idi, yeni çıktı.

“ Modernizm ” denen düşünce akımı, işte bu nevzuhur bid'at fırkalarının başında geliyor. Bu cereyanın mümessillerinin Kur'an , Sünnet, Fıkıh, Kelam… ve diğer sahalarda Ehl -i Sünnet çizgiye aykırı düşen bir hayli görüşleri mevcut.

Modernistlerin , adına “tarihselcilik” dedikleri bir anlayışları var ki, bu yazının konusunu işte bu anlayış oluşturuyor.

Kırâat ilmi hakkında bilgi

Allahü teâlânın kelâmı olan Kur’ân-ı kerîm’in nasıl okunacağını bildiren ilim. Kırâat ilmi, Kur’ân-ı kerîm’in nazım şekillerinden (yazıldığı gibi okunmasından) ve tevâtür (sağlam ve güvenilir haber) hâlindeki ihtilaf şekillerinden bahseder.

Kırâatın başlangıcı ve esâsı tevâtüre dayanır. Yâni nakil esâsına göredir. Kur’ân-ı kerîm’i ilk okuyan Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmdır. Kur’ân-ı kerîm, Arapçanın yedi lehçesi üzerine nâzil olmuştur. Cebrâil aleyhisselâm her sene bir kere gelip, o âna kadar inmiş olan Kur’ân-ı kerîm’i levh-i mahfûzdaki sırasına göre okur, Peygamber efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Vefât edeceği sene iki kere gelip tamâmını okudular. Hazret-i Ebû Bekr halîfeliği zamanında Kur’ân-ı kerîm’i kâğıt üzerine yazdırdı. Buna “mushaf” veya “mıshaf” denildi. Otuz üç bin sahâbî, bu mushafın her harfinin tam yerinde olduğuna sözbirliği ile karar verdiler. Hazret-iOsman, hilâfeti zamânında bu mushaftan Eshâb-ı kirâmın sözbirliği ile Peygamber efendimizin vefât ettiği sene okuduğu kırâat şekli olan “Kureyş” lehçesi üzerine altı tâne daha yazdırıldı ve sûreler birbirinden ayrıldı. Bu Kur’ân-ı kerîm’e “Kırâat-i Mütevâtir” denir. Mütevâtir kırâatin, bugüne kadar hiç değişmeden sağlam ve güvenilir bir şekilde okunmasını sağlayan ve hattâ kitaplara yazan yedi veya on imâm (âlim) olmuştur. Artık bugün, Kur’ân-ı kerîm bunların bildirdiği şekilde okunmaktadır. Yedi kırâat âliminin bildirdiği kasdedildiğinde “Kırâat-i Seb’a” on âlimin bildirdiği için de “Kırâat-i Aşere” adı verilmiştir.

Tecvid nedir?

Kur’ân-ı kerîmin usûlüne uygun olarak okunmasını sağlayan ilim. Tecvid lügatta bir şeyi güzel yapmak, süslemek, hoşça yapmak, iyi ve güzel söylemek mânâlarına gelir. Tecvid, Kur’ân-ı kerîmin harflerini ağızdaki yerlerinden çıkarmayı, harflerin gerek yalnız başına, gerekse ikisi veya birkaçı birleşince söylenmelerinde yerlerine ve sıfatlarına uygun olarak hatâsız okumayı sağlayan bir ilimdir.

Kur’ân-ı kerîmin tecvid kâidelerine, bilgilerine uyularak okunması dînimizin emridir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, Müzemmil sûresi dördüncü âyet-i kerîmede meâlen; “Kur’ân-ı tertil ile, açık açık, tâne tâne oku!” buyurdu. Hazret-i Ali’ye bu âyet-i kerîme sorulduğunda; “Tertîl, harfleri tecvid ve vakıfları (okunurken durulacak yerleri) bilmektir.” buyurdu. Peygamberimiz de sallallahü aleyhi ve sellem hadîs-i şerîfte; “Kur’ân-ı kerîmi tecvide uygun olarak okuyana şehit sevâbı verilir.” ve; “Kur’ân-ı kerîmi tecvid bilgilerine uyarak okuyunca, her harfine yirmi sevap verilir. Tecvide uymazsa on sevap verilir.” buyurdu.

Paslanan Kalplerin Cilâsı

Tagged:

Kalplerimizin üzerinde ne kadar çok ağırlık var değil mi? Sanki bir toz yığını, bir tabaka kaplamış da olduğu yerde donup kalmış, burnunun ucunu dahî göremiyor. Derin bir sıklet, bir zaman sonra yerini atâlete bırakıyor. Hakikati görmeye ve hissetmeye ayarlı olan kalplerimiz, bir de bakıyoruz kaskatı kesilivermiş!.. Ne sokağın köşe başında ağlayan küçük bir çocuğun derdi, ne de her gün televizyonlarda seyrettiğimiz vahşet görüntüleri yüreğimizi dağlıyor artık!.. Devekuşu misali, perde kapanıyor, kanal değişiyor ve bir de bakıyoruz her şey düzelivermiş!?

Hâsılı kalplerimiz paslanıyor. Evet, kalplerimiz…

Bir gün Allah Rasulü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbına dönerek şöyle der:

“–Demirin paslandığı gibi, şu kalpler de paslanır.”

Ashab-ı kirâm sorar:

Kur’an’ı nasıl okumalı?

Bir genç, hâfızlığını ikmal ederken hemen her gün sabahlara kadar uyumayıp Kur’ân-ı Kerim’i hatmediyor.

Ertesi gün de tabii olarak hocasının karşısına rengi solmuş, benzi sararmış olarak çıkıyor. Hem maddî hem de mânevî açıdan kendisine mürşid olabilecek kapasitede olan hocası, bu durumun sebebini onun ders arkadaşlarına soruyor. Onlar cevaben, “Üstadımız, bu talebeniz hemen her gün sabahlara kadar uyumayıp, Kur’an-ı Kerim’i hatmedip duruyor.” diyorlar.

Üstad, talebesinin Kur’ân-ı Kerim’i böyle okumasını arzu etmediği için bir gün onu karşısına alıyor ve “Evlâdım! Kur’ân indiği gibi okunmalıdır. Bugünden itibaren sen Kur’ân’ı, şu ana kadar okuduğun gibi değil de beni karşında farz ederek, dersini bana anlatıyormuşsun gibi oku.” der.

Kuranı Kerim Okumanın ve Dinlemenin Adabı nedir?

Kuranı Kerim Okumanın ve Dinlemenin Adabı

1] Okumaya başlamadan önce ağzı misvakla temizlemek.
2] Kuranı mescit veya bir başka temiz yerde okumak.
3] Kıbleye yönelmek ve diz üstü oturmak.
4] Allah (Azze ve Celle) Teâlânın:

Kuran okuyacak olduğun zaman,kovulmuş şeytandan Allah (Azze ve Celle)a sığın

 âyeti mûcebince Kuran okumaya başlarken eûzü çekmek.
5] Tevbe Sûresi hariç her sûrenin başında besmele çekmek.
6] Okunan Kuran âyetlerini huşû ile dinleyip anlamları hakkında düşünmek.
Allah (Azze ve Celle) Teâlâ,

 Onlar Kuranı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri mi kilitli?

 buyurmaktadır.
7] Sesi güzelleştirmek ve Kuranı tane tane okumak
8] Aceleci davranmamak.
9] Med kaidelerine uymak.

Kaynak :

Daralan ruhunuza Kuran-ı Kerim ferahlığı

Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız.
Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz.
Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız.
Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz.

Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor:

'Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı'
(Duha-3)

Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin.
Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! ..
Bu ne büyük ferahlık değil mi?

Kafadan Kuran yorumlayanlara bomba gibi cevap

408 - Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kitabullah hakkında şehsî re'yi ile söz ederse, isâbet bile etse hatâdadır.
Ebu Dâvud, İlm, 5 (3652);Tirmizî, Tefsir 1, (2953).
Rezîn şu ilâvede bulunmuştur: "Kim re'yi ile söz eder de hata ederse küfre düşer."

409 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Kur'ân hakkında ilme dayanmadan söz ederse ateşteki yerini hazırlasın."
Tirmizî, Tefsir 1, (2951).

Yol Göstericimizin Kuran Olduğunu Unutma

Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)

Kuran, insanların Allah'ı tanımaları, O'nun bir tek ilah olduğunu bilmeleri, Rabbimize nasıl kulluk edeceklerini öğrenmeleri ve akıl sahiplerinin iyice öğüt alıp düşünmeleri için Allah Katından gönderilmiş bir kitaptır. Yol göstericimiz olan Kuran'da Allah bize ihtiyaç duyacağımız herşeyi açıklamakta, Kendisinin razı olacağı yolları göstermekte ve Kendisine kulluk etmenin güzel sonucunu müjdelemektedir:

... Biz Kitab'ı sana herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Tevrat , İncil , Kuran-ı Kerim nedir

TEVRAT

Aslında Tevrat ve İncil'i birbirinden kopuk iki ayrı kitap olarak değil de, birbirlerinin devamı olarak görmek daha doğru olur. Çünkü İncil'i kabul eden Hıristiyanların tümüne yakını, aynı zamanda Tevrat'ı da tabul etmektedirler. Bu nedenle bu iki kitap Hıristiyanlar tarafından tek bir kitap olarak kabul edilirler ve "Kitab-ı Mukaddes" olarak adlandırılırlar. Kitab-ı Mukaddes iki temel bölümden oluşur: Eski Ahit ve Yeni Ahit.

Kuran'ı kerime karşı nedir bu kin nefret?

Churcill, Avam Kamarası' nda yapmış olduğu bir toplantıda (1932) milletine ve temsilcilerine şu beyanatı vermektedir.:

"Sayın İngiliz kraliyet ailesi, Lordlar ve mebuslar. Bugün sizlere ebedi bir düşman ve onu imha politikasından bahsedeceğim. Bu düşman Türkler' dir. Nasıl ki atalarımız Amerika Kıtası' na gidip, oradaki yerli kabileleri kıyıma tabi tuttular ve onları imha ettilerse, bizler de bugün Asya' nın beyaz Kızılderelileri olan Türkleri öyle imha etmeli, kalanları ise sürüp, geldikleri doğuya, Asya' ya atmalıyız.

YA KURAN YA HÜSRAN ÜÇÜNCÜSÜ YOK

Yakuttan, zümrütten medet boşuna,
Hepsi bir gün döner, çakıl taşına.
Geç kalma.. Bakıp da o genç yaşına,
Sanma ki; önünde seçenekler çok;
Ya ÎMÂN, ya İSYÂN, üçüncüsü yok..

Dünyanın serveti, şehveti sahte;
Bir kefen kadardır, vefâsı ahde.
Boğma vicdânını, meyde, kadehte,
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya AHLÂK, ya HELÂK, üçüncüsü yok..

Kuranda güneş ve ay'ın yörüngesi

Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu şöyle vurgulanır:
“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur;
her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.„

(Enbiya Suresi, 33)

Güneş'in sabit olmadığı, belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:

Şeytanın Kurandaki anlatılan özellikleri

Şeytanın Kurandaki anlatılan özellikleri
Sinsi ve Yalancıdır (İbrahim Suresi, 22)
Azgın ve Kaypaktır (Hac Suresi, 3)
Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter (İbrahim Suresi, 22)
İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur (Nisa Suresi, 117)
İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir (Enfal Suresi, 11)
İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster (Araf Suresi, 17)
İnsanlara Korku Vermeye Çalışır (Al-i İmran Suresi, 175)

Şii'lerden Kuran'ı kerime karşı iftira

Şia (İsna Aşeriye, İmamiye, Caferilik, Alevilik, Nusayrilik vs) Mezhebinin gerçek mahiyetine ve düşüncesine dair TÜRKÇE İLK DEFA YAYIMLANAN VE Şİİ ALİMLERİN ORİJİNAL KİTAPLARINDAN çevirilen bilgi, belge ve dökümanları paylaşmaya devam ediyoruz.

Özellikle Türkiye’de çeviri külliyatı ile aşırı şekilde Şia ve İran yanlısı kesilen propagandacı kesimlerin de ilk defa yayımlanan bu eserler ve bilgilerle hakikatten bir nebze de olsa haberdar olacaklarını ümit ediyoruz. Bu kitaplar ve bilgiler niçin Şiilerin ve Şii mezhebinin İslam’ın genel olarak dışında bir oluşum, grup ve yapı olarak vasıflandırıldığını hiç yoruma mahal bırakmadan gözler önüne seriyor…Şii mezhebinin en temel karakteristiği olan Kur’an-ı Kerim’in bozulduğu, tahrif edildiği, eksik bırakıldığı gibi İslam dışı bir düşünceyi taşıyan kitabı paylaşıyoruz okurlarımızla…BİLGİLER

Sitemizde nelere öncelik verilmesini istersiniz

Eskiyen ve Kullanılmayacak durumda olan Kur'an-ı Kerim

Bir Kur'an-ı Kerim eskir, yırtılır okunmaz hale gelir ve onun zayi olmasından korkulursa temiz bir beze sarılıp üzerine necaset atılmayacak
ve üzerine basılmayacak bir yere tabiri caizse
bir yere müslüman defnedilir gibi defnedilir. Zehira isimli kitapta lahd yapmak
ve toprak atmadan üzerini bir şey ile kapatmak lazımdır.
Kur'ân-ı Kerim eskiyip okunmaz hale gelince yakılmaz.
Buna İmâm-ı Muhammed Şeybani (ra) da işaret etti.
Biz bunu alırız Zahire'de de böyledir.

Kuran-ı Kerimin Muhafazası

Hicr Sûresinin 9. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruluyor: (meâlen) Hiç şüphe yok ki zikri (Kur'an-ı Kerîmi) biz indirdik biz! Onu muhâfaza edecek de biziz!
Görüldüğü üzere Cenâb-ı Hak, Kurân-ı Azîmüş-Şânın muhâfazasını bizzât üstlendiğini bir çok tekîdle ifâde buyuruyor. Tefsir âlimleri bu muhâfazanın nasıl olacağı husûsunda birkaç vecîh beyân etmişlerdir,

Şöyle ki:

Kuran-ı Kerim okumanı fazileti

Onun lafzını okumak da bir ibadettir Namazda okumak farzdır Kur’ân-ı kerîm okumak ve okutmak çok sevâbdır. Hattâ bunun sevâbı dedelerine, çocuklarına ve torunlarına tesîr eder...
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Hz Cabir (r.a) n rivayet ettiği bir hadiste
Kuran ı Kerim şefaatı makbul bir şefeatçi (şikayeti makbul bir şikayetçi)savunması tasdik olunan bir savunmacıdır.Kim onu,ön planda tutup onun peşinden giderse ,o kişiyi Cennete götürür kimde onu arka planda tutarsa cehenneme götürür

Hazreti Kur'an

Kuran-ı Kerim okumasını biliyormusunuz? Veya içinden kaç süre ezberlediniz?
Veya hiç tefsirini okudunuzmu? Kısaca Kuran-ı ne Kerim bize ne anlatıyor...
Yukardaki yazmaya çalıştığımız sorulara okuyan yani siz cevabını vermişsinidir sanırım
Evet Kuran-ı Kerim hakikatın ta kendisi ve anahtarıdır.Doğruyu ve yanlış olan şeyleri gösterir
Şİfa ve bereket kaynağıdır.Huzur ve mutluluk verir insana.Hastalıklara deva, beşeriyyete manevî bir gıdadır.

Dertlerimize derman Yüce Kitabımızda Allah ile sohbet

Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

Türk milletvekilleri Kuran'a, Ortodokslar İncil'e el bastı

Yunanistan'da 16 Eylül'de düzenlenen seçimleri kazanarak parlamentoya giren 2 Türk kökenli milletvekili, dün meclisteki yemin töreninde Kuran'a el basarak görevlerine başladı.

Yunanistan Anayasası, meclis çalışmalarının başlangıcında dini tören düzenlenmesini öngörüyor.Bu çerçevede 3 metropolit ile 4 papazın hazır bulunduğu törende, 298 milletvekili Ortodoksluk uyarınca yukarı kaldırdıkları sağ ellerinin üç parmağını, "teslis"i (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) sembolize etmek için birleştirerek yemin etti.

Takdim ve Te´hir

Tagged:

et-Takdîm; sözlükte fiilinin masdarı olup bir şeyi başka bir şeyin önüne almak manasına gelir.[1]

et-Te´hîr; sözlükte fiilinin masdarı olup bir şeyi sonraya bırak­mak ve bir işi geciktirmek gibi manaları ifâde eder.[2]´

Zikretmek ve Hazfetmek

Tagged:

Zikr, sözlükte; fiilinin masdan olup bir şeyi anlatmak, korumak : ve anmak manasına gelir. Bir Meânî terimi olarak; söylenilmesi lazım ge­len sözün ibarede bulundurulmasıdır.[1]

Hazf, sözlükte; fiilinin masdan olup bir şeyi (sözü) düşürmek, atmak ve zikretmemek manasına gelir. Bir Meânî terimi olarak; söylenil­mesi icab etmeyen sözün ibarede zikredilmemesidir.[2]

İcaz,İtnab ve Müsavat

Bu bölüm; icaz (sözü kısaltma), itnâb (sözü uzatma) ve müsavat (eşitlik) hakkındadır. Akla gelen (zihinde bulunan) bütün mânaları, şu üç şekilde ifâde etmek mümkündür:

A- MÜSAVAT

Müsavat (eşitlik): sözlükte, fiilinin masdarı olup eşitlik ve denklik mânasına gelir.[1]" Bir meânî terimi olarak; kasdedilen herhangi bir mânayı, kendisine eşit miktarda kelimelerle ifâde etmeye "müsavat" deni­lir. Yâni ibare ile mânânın hiçbiri birbirinden fazla olmayacak.[2]

Vasıl ve Fasıl

Tagged:

l- Vasıl: Lugatta; " ulaşmak, ulaştırmak ve bağlamak" mânasına gelir.[1] Istılahta ise; "Sözü oluşturan cümleleri, vâv" harfi ile birbirine atfetmektir (bağlamaktır).[2]

2- Fasıl: Lugatta; "kesmek, iki şeyi birbirinden ayırmak ve uzaklaştırmak" mânasına gelir.[3] Istılahta ise; Bir cümleyi, diğer bir cümleye atfetmeyip onları ayrı ayn zikretmektir. (Yâni arada bağlaç veya bağ-fıil bulunmaksızın kelime ve cümlelerin bir araya getirilmelerine fasıl denilir.)[4]

Kasr (Tahsis Etmek)

Kasr, sözlükte; "hapsetmek" veya "tahsis etmek" mânasına gelir. Nite-kim; bir şeyi kendine tahsîs eden kimseye; denilir. Kendi nefsini Rabbinin ibadetine vakfeden kimse İçin; denilir.[1] Istılahta ise; bir şeyi (kavramı), özel bir tarzda, başka bir şeye tahsis etmektir. Yâni bir şeyin başkalarında bulun­mayıp ancak bir şeyde bulunduğunu söylemektir. Bulunan şeye "maksûr" kendinde bulunan şeye "maksurün ´aleyh denilir.

En meşhur kasr metodlan dört tanedir.

Nida

Tagged:

Nida, sözlükte çağırma mânâsına gelir.[1] Terim olarak; nida, fiili yerinde kullanılan bir edatla, sözü söyleyen kişinin muhatabından ken­disine yönelmesini istemesidir.[2]Nida için şu sekiz edat kullanılır:

Yâ, Hemze, Ey, Â, Ây, Eyâ, Heyâ ve Vâv´dır. Hemze ve Ey yakın mes­afede olanları, diğerleri de uzakta olanları çağırmak için kullanılır.[3]

Anket

Sitemizde nelere öncelik verilmesini istersiniz:

Son yorumlar

İçeriği paylaş